BİREYSEL YARDIM KAMPANYALARI
“Bir gün kapı çalar. Açtıklarında karşılarında şefkat rengi gözleriyle kendilerine bakan birilerini bulurlar.”

Yoksullukla mücadele öyle büyük çaplı bir kavram ki, tek bir formülü, tek bir yolu yok. Bazen acil insanî yardım götürmek gerekiyor muhtaçlara, bazen de kuş uçmaz kervan geçmez bir köye okul yapıp o köyün çocuklarına armağan etmek… Kimi zamansa karşınıza hiçbir kaba sığmayan hikâyeler çıkıyor. Kimse Yok Mu Derneği, yaşadıkları zorlu imtihanlarla başa çıkmak için türlü çeşitli direnç yolları geliştiren, bir sokağın kıyısında yoksulluk sınırının altındaki hayatlarıyla baş başa yaşayan o insanlar için özel yardım kampanyaları gerçekleştiriyor. İşte onlardan bazılarının hikâyeleri:
Cevahir Akgüç
9 evladı vefat etti, onuncusu şehit oldu, o şükretti: Cevahir Anne

Artık mutluluk verici haberler duymaktan ümidini kesmişti. Bir gün kapısı çaldığında ve pırıl pırıl genç insanlar kendisini ziyarete geldiğinde hiçbir yardım talep etmedi. Kendi lisanıyla teşekkürler ve dualar etti gelenlere. Zaten bildiği tek şey sürekli şükretmekti, asla şikâyet etmek değil…
Cizre’de küçücük bir ev… İçinde, zor şartlarda yaşadığı belli olan yaşlı bir kadın… Cizre sokaklarında dolaşan gönüllülerin dikkatini çeken kadının kapısı çalınır. Güçlükle hareket eden yaşlı kadın misafirleri tek göz evine buyur eder. Sohbete başlanır. Fakat bir sorun vardır: Yaşlı kadın Türkçe konuşamamakta, misafirler de Kürtçe konuşamamaktadır. Sorun, modern dünyanın “telepati,” İslam geleneğinin ise “rabıta” dediği yolla aşılır. Birbirlerinin gözlerinin içine bakarlar ve konuşmaya başlarlar.
Yaşlı kadının sürekli semaya kalkmış avuçlarını ve şükreden hallerini gören gönüllüler onun yakınlarda sevindirici bir şeyler yaşadığını düşünürler. Tahminleri pek de doğru değildir. Cevahir Anne yakın bir geçmişte onuncu evladı olan Rıdvan’ı vatana şehit etmiştir. Daha önceki dokuz evladı da çeşitli hastalıklar yüzünden vefat etmiş olduğu için, şimdi yanında 19 yaşındaki özürlü kızı ve 20 yaşındaki oğlu Serdar’dan başka kimse kalmamıştır.
Cevahir Akgüç, bu haliyle ettiği dualar ve bitmez tükenmez şükürlerle gönüllülerin kalbini çalar. Onun için bir şeyler yapılması gerektiğine karar verilir. Fakat hiçbir dünyevî yardım istemeyen, gözünde mal mülk olmayan bir kadına ne götürülebilir ki?
Gönüllülerden birinin aklına bir çözüm gelir. Ailenin hikâyesini dinlerken şehit olan Rıdvan’ın askere gitmeden önce annesine verdiği sözü duyan gönüllü, duyduklarını aktarır arkadaşlarına. Rıdvan, askere gitmeden önce, hayatında hiç İstanbul’u görmemiş olan annesine “Anacığım döndükten sonra seni alıp İstanbul’a gezmeye götüreceğim” diye söz vermiştir.
Sonunda karar verilir: Cevahir Anne Anneler Günü’nde Yılın Annesi seçilecek, İstanbul’da misafir edilecektir. Sonra da ailenin hayatını kolaylaştıracak en etkili yardım yolu ne ise o bulunup gerçekleştirilecektir.
Cevahir Anne Kimse Yok Mu Derneği’nin 2008 yılında düzenlediği Anneler Günü programına katılarak Yılın Annesi Ödülünü aldı. Ailenin o zamana dek çektiği zorluklar da göz önünde bulundurularak bir ev alınmasına karar verildi. www.kimseyokmu.org.tr adresinde yayınlanan Cevahir Anne kampanyasına gelen desteklerle 22 Nisan 2009 tarihinde güzel ve ferah bir ev alındı. Cevahir Anne şimdi oğlu Serdar ve gelini ile birlikte yeni evlerinde yaşıyor.
Hüseyin Elegelmez
Akülü engelli sandalyesi bozulunca tamirci olup iş kurdu

Önce kendisine verilen akülü engelli sandalyesini tamir etti, sonra bu işi meslek haline getirdi. Hüseyin Elegelmez, Kimse Yok Mu Derneği’ne kayıtlı engellilerin akülü sandalyelerini ücretsiz tamir ediyor!
Hüseyin Elegelmez (35), 17 yaşındayken kas erimesi hastalığına yakalanmış. 22 yaşına geldiğinde tamamen yatalak olmuş. Dışarıya sadece birilerinin yardımıyla veya tekerlekli sandalyeyle çıkabiliyormuş. Geçimini sağlamak için tekerlekli sandalyeyle yapabileceği işleri bulmaya çalışmış. Sakız, kâğıt mendil ve çakmak satmış; ayakkabı boyacılığı yapmış.
Hayatını tekerlekli sandalye üzerinde geçiren Elegelmez’in ittirmeli tekerlekli sandalyesi eskiyip kullanılamaz hale gelince, komşuları yeni bir sandalye için Kimse Yok Mu Derneği’ne başvurmuş.
Kimse Yok Mu Derneği Hüseyin Elegelmez’e 2008 yılında bir akülü tekerlekli sandalye ulaştırdı. Artık tekerlek çevirmesine veya birilerinin ittirmesine ihtiyacı kalmayan Elegelmez’in heyecanı 2 ay sonra beklenmedik bir hadise ile yarım kaldı. Akülü sandalye bozuldu!
Elegelmez, bozulan sandalyesi için Kimse Yok Mu Derneği’ni aramak yerine kendi imkânlarıyla tamir etmeyi denedi. Denemesi başarılı oldu ve kendi sandalyesini tamir etti. Bir şeyi tamir etmenin çok da zor olmadığını görünce kendisi gibi engellilerin araçlarını da tamir etmeye başladı. Elegelmez’in şimdi bir tamir atölyesi var. İşlerini büyütünce yanına 3 tane de personel alan Elegelmez, Kimse Yok Mu Derneğine kayıtlı olan engellilerin araçlarını hiçbir ücret almadan tamir ediyor.
Aslan Ailesi
“Cam kemik” hastalığını duyan var mı?

Cam kemik” adındaki hastalığa yakalanan üç kardeşin vücudundaki kemikler sürekli kırılıyor. Onları acılar içinde kıvrandıran hastalığın tedavisi yok. Fakat onları mutlu etmenin yolları var. Kimse Yok Mu gönüllüleri, özellikle en büyük kardeşin hayali olan şeyi gerçekleştirdi. Artık Aslan Ailesi’nin yeni bir evi var!
Mardin'in Midyat ilçesi'nde yaşayan Ahmet Aslan'ın 5 çocuğundan 3'ü cam kemik hastası. Cam kemik hastalığı, hastanın kemiklerinin sürekli kırılması, vücudunun gelişememesi, yürüyememesi ve kemiklerinin kırıldıkça sürekli acı çekmesi demek. İşte bu zorlu imtihanın muhatapları olan üç kardeşin ailesi yıllar boyunca doktor doktor gezmişler. Fakat doktorlardan aldıkları cevap hep aynı olmuş: ''Hastalığın çaresi yok.''
Ailenin Kimse Yok Mu gönüllüleriyle buluşma hikâyesi, baba Ahmet Aslan’ın zor durumda olduklarını belirterek 13 Mart 2006'da Kimse Yok Mu Derneği'ne müracaat etmesiyle başlar. Müracaattan sonra ailenin sosyal incelemesini yapan dernek gönüllüleri ailenin çektiği sıkıntıları görür. Babaları bir lastikçide 250 lira maaşla çalışan Ramazan (16), Emine (23) ve Kutbettin (25) isimli cam kemik hastası çocukların tek isteği başlarını sokabilecekleri ve sürekli taşınmak zorunda kalmayacakları bir evdir.
Çocukların rutubet içindeki evlerinde soğuk betonun üzerinde yatarken dile getirdikleri acı hikâyelerini dinleyen dernek gönüllüleri bir şeyler yapmak için kolları sıvar. Ailenin hikâyesini www.kimseyokmu.org.tr’de yayınlanan Kimse Yok Mu Derneği’ne o hafta telefonlar yağar. Yardımseverlerin katkılarıyla evin satın alınması için gereken 45 bin TL toplanır. 15 Nisan 2008 tarihinde Aslan Ailesi’ne Mardin Midyat'ta 140 metrekare bir daire satın alınır. Ev, derneğin İstanbul’daki lojistik merkezinden götürülen ev eşyalarıyla ev dayanıp döşendiğinde, geriye ailenin büyüğü Kutbettin’in sevinç sözlerine kulak vermek kalır:
“Benim hayatım boyunca kurduğum en büyük hayali gerçekleştirdiniz. Annemi babamı o zor şartlardan kurtardınız. Allah bütün yardımseverlerden razı olsun.”
Feride Sağır
Doktorlardan ağrıyan ayaklarının kesilmesini isteyen kız çocuğu: Feride Sağır

"Baba ayaklarım çok ağrıyor. Ne olur kessinler artık, dayanamıyorum. Keserlerse belki ağrılarım geçer. Gözümden uyku akıyor ama ben uyuyamıyorum. Ne olur kessinler…"
Bu sözler 12 yaşındaki Feride Sumru Sağır'a aitti.
Ülkemizde nadiren görülen “Jüvenil Romatoit Artrit” (İltihaplı eklem romatizması) hastalığına yakalandığında henüz 6 yaşındaydı. 6 yıl, gece gündüz, ağrıları ve acıları gittikçe artarak yaşadı. Önceleri yalnızca kemikleri sızlayan Feride zamanla yürüyemez oldu, sonra zamanla yatağa bağımlı hale geldi.
Ailesinin onu Adana’da götürmediği doktor kalmadı. Fakat Feride, bazı yanlış tedavi yöntemleri yüzünden, iyileşeceğine daha da kötüleşti. Üstelik küçük kız kullandığı ilaçlar yüzünden gittikçe kilo aldı, vücudu şişti.
Feride'nin annesi Selvinaz Sağır, yavrusuna parmak ucuyla bile dokunamadıklarını, Feride ile birlikte kendisinin de geceleri uyumadığını, bir an olsun yavrusunun başından ayrılmadığını anlatıyordu.
Baba Mehmet Sağır ise içinin kan ağladığını, sürekli dua ettiğini belirterek, "Eğer elimde olsaydı kızımın çektiği acıları ben çekmeye razıydım. Evladımın 'baba yardım et' diye acı içinde benden medet umması ve benim elimin kolumun bağlı kalması benim için ölümden daha beter" diyordu.
FERİDE’NİN HİKÂYESİ
Mehmet Sağır altı yıl öncesine kadar Adana'da iyi bir geliri olan, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi seven bir esnaftı. Sağır ailesi geçim sıkıntısı yaşamayan, hastalık nedir bilmeyen bir aileydi. Tâ ki, Feride’nin “eklemlerinin ağrıdığını ve çok yorulduğunu” anne babasına ifade ettiği güne kadar.
O günden sonra Feride'yi hemen hastaneye götürdüklerini söyleyen anne Selvinaz Sağır, "Doktor bize kızımın nadir görülen iltihaplı eklem romatizması hastalığına yakalandığını söyledi ve kızıma kortizon tedavisi uygulanmaya başladı. Fakat kızıma yetişkinlere verilen oranda kortizon verildiği için çocuk iyi olacağı yerde daha da kötü oldu. Her tarafı şişti, ağrıları arttı. Yataktan kalkamaz oldu. 6 yıl boyunca 1 dakika bile olsun ağrısı geçmedi. Ailece aynı acıları Feride'yle beraber biz de yaşadık. Canımız çok yandı. Öyle doktorlara rastladık ki 'Sizin kızınızı iyileştireceğim' deyip bizimle sıkı pazarlıklar yaptılar; bir sürü paramızı aldılar. Fakat bırakın kızımı iyileştirmeyi, acısını bile azaltamadılar. Eşim, Feride’nin tedavisi için iş yerini devretti. Ne kadar birikmiş paramız varsa harcadık. Tanıdıklarımıza borçlandık. Maddî olarak darboğaza girdik. Evimizin telefonu bile ödeyemediğimiz için kesildi. Yapacağımız hiç bir şey kalmamıştı. Kızımı teselli etmek ve dua etmekten başka elimizden bir şey gelmiyordu" diye anlatıyor o günleri.
KİMSE YOK MU İLE TANIŞMA

Çok acı çektiği günlerden birinde, salondaki yatağında televizyon seyreden Feride Kimse Yok Mu programına denk gelmiş. Annesini yanına çağırıp “Anne, bu programa başvuralım, belki bana yardımcı olurlar” demiş. Annesi Feride'yi umutlandırmamak için kızına onların İstanbul'da olduğunu ve Adana'ya gelemeyeceklerini anlatmış. Fakat ertesi günü kızının durumunu Adana Valisi'ne anlatmak üzere valiliğe gitmiş. Vali Bey yerinde olmadığı için sekreteriyle görüşen anne Selvinaz Sağır, görüştüğü kişiye kızının durumunu ve önceki gün kızının Kimse Yok Mu’ya başvurmakla ilgili isteğini anlatmış. Vali Bey’in sekreteri Feride’nin annesine Kimse Yok Mu Derneği’nin Adana’da bir şubesinin bulunduğu, şube yetkilisi Ramazan Erkoç’un henüz dün kendisine bir kartvizit bıraktığı müjdesini vermiş.
Selvinaz Hanım hemen evine dönerek Ramazan Bey’i telefonla aramış ve durumlarını görmesi için evine davet etmiş. İşte Sağır ailesinin hayatı böylece değişmiş.
Kimse Yok Mu Derneği tarafından önce Manisa, İzmir ardından da İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne götürülen Feride 3 yıl boyunca tedavi edildi. Cerrahpaşa'da yapılan tedavi sonrasında büyük oranda iyileşen Feride, şimdi yürüyebiliyor, kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyor ve yarıda bıraktığı okuluna devam ediyor.
Kimse Yok Mu Derneği'ne bağışta bulunan yardımseverlere teşekkür eden küçük Feride, "Eskiden okuluma gidemiyor, ellerim bükük olduğu için kalem tutamıyor, arkadaşlarımla oynayamıyor, ağrıdan duramıyor, yemek bile yiyemiyordum. Fakat şimdi ağrılarım geçti. Yürüyebiliyorum, okuluma gidebiliyorum, arkadaşlarımla oynuyorum. Kimse Yok Mu'dan ve yardımseverlerden Allah Razı Olsun" diyor. Ailesi ise “Dünyalar bizim oldu” diyor. “Kızımızın yüzünü gülerken gördük ya, başka şey istemeyiz.”
Fazilet Öbek
Annesinin çöpten ekmek toplamasına kimin gönlü razı olur?

Evlatları için her türlü zahmeti çeken Fazilet teyzenin kapısı bir gün çaldı, karşısında Kimse Yok Mu gönüllülerini buldu. Gönüllüler, onun 14 yıldır hiç durmadan ettiği duanın cevabıydı.
Beli bükülmüş, yüzü bembeyaz, halsizlikten dolayı adımlarını zorlukla atan 68 yaşındaki bir kadın, sokağın başındaki çöp konteynırına yaklaşıyor.
Konteynırın yanında durup, etrafına bakıyor. Yüzü kızarıyor.
Konteynırın kapağını açarak içindeki çöpleri karıştırmaya başlıyor. Çöpten birkaç çeyrek parça taş gibi ekmek ve birkaç tane de çürümüş ezik domates buluyor.
Cebinden çıkardığı bez parçasına bulduklarını sararak evinin yolunu tutuyor.
Bu dram, bir film senaryosundan değil, tam 14 yıl boyunca mağduriyeti iliklerine kadar yaşayan Fazilet Öbek'in yaşamından bir parça.
***
Fazilet Öbek 68 yaşında bir anne. Isparta’nın Yalvaç ilçesinde yaşıyor.
Eşini 14 yıl önce kaybeden Fazilet Hanım, “Bir gece uyudu, sabah uyanmadı” diye anlatıyor kalp kriziyle kaybettiği eşinin vefatını. Babanın ölümünün ardından Fazilet Öbek, zihinsel engelli oğlu Yaşar (34) ve kızı Havva (30) ile bu hayatın bir köşesine sığınmış.
Fazilet Öbek, çocuklarına bakabilmek için kendi hastalığına aldırmamış. Yapabileceği bir iş de olmayınca “Çocuklarım aç kalmasın” diyerek çoğu zaman çöpten yiyecek toplamış. Fazilet Hanım, hem okuma yazma bilmediği hem de gururu el vermediği için “Bize yardım edin” diye de kimsenin kapısını çalmamış. Aç yatmışlar, kiralarını ödeyememişler, kışın soğukta kalmışlar ve daha birçok zorluğa hep birlikte göğüs germeye çalışmışlar.

Acı ve yoksullukla dolu geçen 14 yılın ardından, en büyük amacı gerçek yoksullara ulaşmak olan Kimse Yok Mu Derneği tıklatmış Öbek ailesinin kapısını. Kimse Yok Mu gönüllülerini kapısında gören Fazilet Öbek'in ağzından "Sizi Allah mı gönderdi yavrum" sözleri dökülmüş.
O zamana kadar karşısına iyi insanları çıkarması için Allah’a dua ettiğini nakleden Fazilet Hanım’ın duasının kabulüne gönüllüler vesile olmuş. Yalvaçlı yardımseverlerin, Kimse Yok Mu’nun önderliğinde aile için seferber olmuşlar. Bir yandan bu aileye daha önce el uzatamadıklarına hayıflanan Yalvaçlılar, diğer yandan ailenin ihtiyaçlarını tespit etmiş.
Fazilet Hanım’ın evinde ihtiyaç duyduğu her şey tepeden tırnağa temin edildi. Kimse Yok Mu Derneği, aileyi yaşadıkları yıkık dökük yerden daha güzel bir eve çıkarmak için kiralık ev ararken, yine karşılarına bir iyiliksever çıktı: Fadime Başaran isimli Yalvaçlı hanım evini Öbek ailesine bağışladı. Öbek ailesine en büyük iyiliği yapan Fadime Başaran, "Burayı evlatlarım bana hediye etmişti. Ben de bu ailenin durumunu sizin vesilenizle öğrenince bundan daha hayırlı bir iş olmaz diye düşündüm ve evimi Fazilet Hanım ve çocuklarına hediye ettim. Fazilet Hanım’a burası hayırlı olsun" dedi.
Öbek Ailesi yeni ve sıcacık evlerinde artık yalnız değil. Onların sürekli yanlarında olan Kimse Yok Mu gönüllüsü bir kardeş aileleri var. 'Kardeş Aile' işadamı Mücahit Özdemir ve eşi Özel hanım, Öbek ailesini sürekli ziyaret ederek durumlarını öğreniyor. Özdemir ailesi, "Öbek ailesi bundan sonra bize emanettir. Bir ihtiyaçları olduğunda, Rabbim ömür verdiği sürece yanlarında olacağız" diyor.
Hatice Şengül
LEĞENDEKİ “MAHZUN” ÇOCUK ARTIK MAHZUN DEĞİL
Kendisi okuma yazma bilmeyen Erzurumlu Hatice Nine, belinden altı tutmayan torununu okula götürebilmek için akla hayale gelmeyecek bir yol bulmuştu. Onu, bir leğenin içine oturtarak, buzların üzerinde çekerek okula götürüp getirmek.
Hatice Nine’nin Zaman Gazetesi tarafından ortaya çıkarılan hikâyesi şöyleydi:
Hatice Nine, belinden altı tutmayan torunu Mahzun’a bakmaktadır. Çocuğun anne ve babası ailenin yanında değildir. Torununu sürekli kucağında gezdiren, bebek gibi bakan nine, çocuk okul çağına onu okula nasıl göndereceğini düşünmeye başlar. Sonunda bir çözüm bulur:
Hatice Nine, ilkokula başlayan torununu bir leğenin içerisine oturtup her sabah ve akşam leğeni iple çekerek Mahzun’u okula götürüp getirir.
Kendisi okuma yazma bile bilmeyen yaşlı kadının fedakârlığı ortaya çıkınca okuyanlar ve seyredenler sarsılır.
Hatice Nine’ye Kimse Yok Mu Derneği sahip çıkar.
Önce, Mahzun’a akülü bir engelli aracı tedarik edilir. Mahzun, leğenden kurtulur.
Ardından, Mahzun’un eğitimi için gerekli yardımlar yapılır. Hayal ettiği diz üstü bilgisayar satın alınır. Fakat bu yardımlar, Mahzun’un ve Hatice Nine’nin hayatının kolaylaşması için yeterli değildir. Çünkü 5. sınıfta okuyan Mahzun’un okuduğu okulda 6. sınıf yoktur; Mahzun’un başka bir okula geçmesi gerekmektedir. Ayrıca Hatice Nine’ nin de bir hayali vardır: Mahzun’a sağlıklı bir şekilde bakabileceği, yeni, tertemiz bir ev.
Kimse Yok Mu gönüllüleri ve yardımseverler, Hatice Nine ve ailesi için Erzurum’da yeni bir ev satın aldılar. Daire, Mahzun’un akülü aracıyla rahat rahat girip çıkabilmesi için apartmanın giriş katından tutuldu. Ev, Hatice Nine’nin yıllardır ihtiyaç duyduğu eşyalarla döşendi. Eşi ve diğer torunlarıyla birlikte mutlu günler yaşaması için anahtarı kendisine teslim edildi…
Sinem Çakır
Sinem’in karaciğer nakli gerçekleşti
Karaciğer yetmezliği yüzünden bütün vücudu kaşınıyor, sabahları yatağından kan içinde uyanıyordu. Bir gün Çakır ailesinin de kapısı çalındı. Sinem’in hayatı o günden sonra değişti.
Sinem, vücudundaki kanamalar ve kaşıntılar yüzünden bir çocuğun kaldıramayacağı şiddetle acılar çekiyordu. Geceleri kaşıntı yüzünden vücudundan kan gelen Sinem, sabahları kan içinde kalmış yatağında uyanıyordu. Yaşadıkları yüzünden insanlarla ilişki kurmaktan kaçınmaya başlamış, içine kapanmıştı.
Sinem’in anne ve babası onun iyileşmesi için gereken ameliyatı yaptırabilecek maddi güce sahip değildi. Ta ki Kimse Yok Mu ile tanışıncaya kadar.
Sinem’i evinde ziyaret edip ailesinden bilgi alan Kimse Yok Mu gönüllüleri, onun iyileşmesi için yardım kampanyası başlattı. Normalde 60.000 TL olan karaciğer nakli ameliyatını 15.00 liraya yapabilecek bir hastane ile anlaşıldı. Sinem için gerekli karaciğer de bulunduktan sonra, minik kızın ameliyatı gerçekleştirildi.
Sinem artık o eski acıları çekmiyor. Okuluna gidiyor, arkadaşlarıyla oynuyor, ailesine gülücükler saçıyor. Annesi, babası ve anneannesi ise kızlarının iyileşmesine vesile olan yardımseverlere dua etmekle geçiriyor günlerini…
YOKSULLUĞU ÖNLEYİCİ PROJELER
Meyvelerini vermiş bir proje: Meslek edindirme
|